osmanlıca nedir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
osmanlıca nedir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Osmanlıca Nedir ?

Osmanlıca alfabesindeki harf sayısı ile; bu harfleri okutmaya ve belli etmeye yarayan hareke ve harf seslileri, ve bazı remiz işaretler:
     Bu alfabeye, dünyanın bütün dillerini tespit ve ifadeye muktedir bir hüviyyet vermiş ve bu alfabe ile yazılan her seviyedeki eserin, imparatorluk camiasındaki her sınıf halk tarafından kolaylıkla ve yanlışsız olarak okunmasını sağlamıştır.
     Kırdaki çobanımızdan, minderi üstündeki ninemize kadar, ecdadımız, asırlar öncesinde, bu yazı ile okur hale gelmişdir.
     İmparatorluğun temel unsurunu teşkil eden Müslümanlardan;
Kadın-Erkek, çocuk-büyük, yaşlı-geç, tahsilli-tahsilsiz.. olanlardan YÜCE KUR’AN’I okumayı bilmeyen kaç kişi gösterilebilirdi, o devirde..
     Ve Kur’an okumayı bilen bir kimseninde (harekeli yazılmış) Osmanlıca bir kitabı okuyamıyacağı düşünülür mü hiç ?..
Harekeli kıraat kitabları,
Cönkler - kıssalar,
Tarihler – ilmihaller
Ahmediye ve Muhammediyeler,
Ve herçeşit ilahi ve mevlidler.
Ve Hatta: Harekeli Tefsirler – Mealler,
Hadis ve mesnevi şerhleri,
Menakıb Kitabları…
Evet bütün bunlar milyonların okuduğu el, ev ve ders kitaplarında değilmiydi ?
Demek oluyor ki, bugün dünya milletleri için, hala bir mesele olan okuma mevzuu imparatorluk devremizde ve asırlar öncesinde –bilhassa harekeli harfler- sayesinde tamamen halledilmişti..
     Yazmak işine gelince: kaidesine tam uymasa bile her Osmanlı, bu yazı ile ve benzetme yolula bir tesbit hissine sahibdi..
Kaldıki: yalnız mektebler, medreseler değil; imparatorluk dahilindeki ve her mahalle ve köşe başındaki mescidler – camiler, her köy odası ve mahalle misafirhanesi, Osmanlıca ile okuyup – yazmanın fahri merkezleri idi..
Not: Memleketimizde Türkçe olarak Osmanlıca ile harekeli hurufatla yazılmış ilk tefsir, İstanbulda Bayezid Kütüphanesinde bulunmaktadır. (Usûl-i İmla, Sayfa: 9)

Dr. Ali Kemal Berivanlı, Osmanlıca İmla Rehberi 2

etiketler ,

Osmanlı Türkçesi


Oğuz Türklerinin Anadolu’da oluşturdukları dil “Batı Türkçesi”, “Batı Oğuzcası”, “Türkiye
Türkçesi” gibi adlarla anılmaktadır. Batı Türkçesinin 13. yüzyıldan 20. yüzyılın başlarına
kadar süren uzunca bir dönemde Anadolu’da gelişen yazı diline “Osmanlı Türkçesi” denir.
Üç döneme ayrılan Batı Türkçesinin ilk dönemine Eski Osmanlıca, Eski Türkiye Türkçesi
veya Eski Anadolu Türkçesi adları verilir. Bu dönem Anadolu Selçukluları, Beylikler Çağı
ve Osmanlı Devletinin İstanbul’un fethine kadar olan zamanı içine alır. Sözü edilen dönem Osmanlının kuruluş dönemidir.
İkinci dönem, Klâsik Osmanlı Türkçesi adıyla anılmakta olup 15. yüzyılın ortalarından 19. yüzyıla kadar devam eder.
Üçüncü dönem ise “Yeni Osmanlı Türkçesi” adıyla anılmakta olup Tanzimat’tan 1908’e
yani ikinci meşrutiyete kadar gelir. Daha sonraki dönem ise “Yeni Türkiye Türkçesi” olarak adlandırılır.
Osmanlı Türkçesi döneminde bilhassa Arapça ve Farsçadan alınan kelime ve gramer
unsurları, Anadolu’da yaşayan farklı dillerden etkilenmeler vb. sebeplerle dil bir hayli gelişmiş ve değişmiştir. Sözü edilen dönemde, Türkçe yönünden sade anlaşılır metinlerin
yanında Arapça ve Farsça unsurlarla dolu belli bir kesimin anlayabileceği metinler de yazılmıştır. Hem manzum hem de mensur olarak yazılan metinlerde sade, orta ve süslü dillerle eserler telif edilmiştir. Dinî metinler sade ve orta seviyede bir dille kaleme alınırken
edebî metinler her üç seviyede de kaleme alınmışlardır. Bunların dışında Özel kalıpları ve
formülleri olan resmî belge dili de vardır. Resmî dille yazılan metinler diğerlerinden farklılık arz eder. Şurası unutulmamalıdır ki Arapça Farsça unsurların çok yaygın olduğu metinlerde bile Türkçe cümle yapısı ve gramer hususiyetleri hâkim olmuştur. Ayrıca farklı
dillerden alınan unsurlar bir şekilde ve zaman içinde asli hüviyetlerinden uzaklaştırılarak
Türkçeleştirilmişlerdir. Böylece Osmanlı Türkçesi Türk tarihi içinde dünyanın en zengin;
ifade gücü ve ahenk özelliği en yüksek dilleri arasına girmiştir.

Kaynak: T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2381

etiketler , ,

Neden Osmanlıca ?

Farklı bir dil öğrenmek isteriz.İllgimiz,isteğimiz ve en önemlisi de merak dürtüsü varsa kolayca bir dil öğrenebiliriz.”Bir dil bir insan” sözü ikinci bir kişi olabileceğimiz için sevindirir bizi.Kariyerimizi artırır.İnsanların önünde bir adım önde gitmemize neden olur?
Günümüzde en yaygın diller arasında İspanyolca, İngilizce ve Japonca vardır. İnsanlar harıl harıl bu ve benzeri dilleri öğrenmek için çaba sarfediyor,emek veriyor,para akıtıyor. Şunu da tavsiye etmeden geçemem; mutlaka yabancı bir dil öğrenmek için gayret gösterin. Güzel olmasaydı Efendiler Efendisi(sav), Süryanice öğrenmesi için bazı sahabe efendilerimizi görevlevlendirir miydi hiç ?
600 yıl dünyaya hükümdar olmuş insanların evlatlarıyız biz.Padişahlarımızın isimlerini duyunca,zikredince ne büyük onur duyuyoruz değil mi? Adaletleriyle,eğitimleriyle,sosyal yapılarıyla,ticaretleriyle...Kocaman bir şükür çekiyoruz,böyle maneviyatlı insanların evlatları olduğumuz için. Değil mi? Özellikle de eğitim alanında yapılan güzel çalışmalar gözlerimizi kamaştırıyor.Halk dili,resmi dil,edebiyat dili…Arapça,Osmanlıca,Farsça.Farklı farklı…Ne kadar çok seslilik…Ne kadar güzel bir kültürel birikim…Hele bir de padişahlarımızın bildikleri dil sayısı.Hemen hemen bütün padişahlarımız birden fazla dil biliyor.Mesela,Fatih Sultan Mehmet tam 7 dil biliyor.Peki ya bizler?Lâtin alfabesinin(Türkçe) yanında ne biliyoruz? Prof.Dr.Oktay Sinanoğlu’nun dediği gibi Tarzanca İngilizce… Onu da tam bilenimiz sınırlı.Ama çok iyi öğrenmek gerekir.
Niçin İngilizce,Almanca,Japonca gibi dünya dillerinin yanında OSMANLICA’yı öğrenmeyelim?Öğrenirsek çok şey kazanacağız.Tarih kitaplarında ve ilkokuldan bu yana tarih derslerimde bir isim duydum;Osman Bey.Osmanlı Devleti’nin kurucusu.Adını devlete veren isim….Tarihe damgasını vuran Osman Bey….O’na karşı vefa borcumuzu ödeyeceğiz.Bu dil bizim tarihimizin dili…O’na sahip çıkmalıyız.Sonra Osmanlıca,Kuran harfleri…Rabbimizin harfleri ile daha yakından haşır neşir olabileceğiz.Çünkü,Kur’an-Kerim’e sadece abdestli iken dokunayım,okuyayım deyip şeytanın erteleme tuzağına düşmekten kurtulacağız.Osmanlıca ile heran her zaman meşgul olabileceğiz.Diğer yandan Osmanlıca öğrenmeye bir ilim gözüyle bakarsanız sevap cihetiyle de inşallah kazanan olacağınıza inanıyorum.
Şu hadis bize yol göstecektir: Ebu Abdullah İbnu Amr radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, bir gün, hücrelerinden birinden çıkıp mescide girmişti. Mescidde ise iki halka vardı. Birinde halk, Kur'ân okuyor, Allah'a dua ediyordu. Diğerindekiler ilim öğrenip ilim öğretmekle meşguldü. Aleyhissalâtu vesselâm: "Her ikisi de hayır üzeredir: Şunlar Kur'ân okuyorlar, Allah'a dua ediyorlar, Allah (taleplerini) dilerse onlara verir, dilemezse vermez. Bunlar ise öğrenip öğretiyorlar. Ben de bir muallim olarak gönderildim!" buyurdular ve ilim halkasına oturdular."(Dâvud)
Ecdadımızla aramızda uçurumlar kurmak yerine daha da yakınlaşabiliriz Osmanlıcayı öğrenerek.Bir yerlere gittiğimizde tarihi bir mekanda yazan Osmanlıcayı okuyarak bu vatana ve atalarımıza karşı borcumuzu ödeyebiliriz…Osmanlıcayla kalın,selamlar…
Sena Aydın


etiketler ,

Copyright © 13 Ramazan 1433 Patla Bizans Tüm Hakları Saklıdır. Theme by Laptop Geek . | Bloggerized by FalconHive .